Mar 30

Ana

Posted by admin

ANA  
                  Öner’ in anası için  
Kayıp duruyor bakışları
duvardaki resme ve kapıya
oğul mu beklediği, sevgili mi  

 
Belli ki yaşıyorlar hala
uzun uzun yaşıyorlar belli ki
bırakıp gittikleri anılarıyla
Çıkıp gelirler bir gün belki
Üşümüştür çünkü toprağın
soğuk yalnızlığında birisi  

 
Öteki arkasında parmaklığın 

 

Dec 18

Kalmasın

Posted by admin

Kalmasın

Kalmasın zakkum ve sedeften ayrıştırırken
Ayrılıkla büyüyü
Soluk bir yarın kanli bir dündü
Çözülen uyku dağılan dinginlik
Sevinçte bulutsuydu kelebekte
Kül olup savrulan kalmasın
Beklemeler sanrı
Belleksizlik olup çıkıyor aşkta tarihde
Ertelendi sonra unutuldu keder
Ve şair kalmadı dünya da kalmasın
Simyanın dili ölümü
Ölüm kendindeki tozlaşan yüzeyi buldu
Kalmasın
Ve ölüm bulutsu yüzümdü benim
Serin dinlendirici ve geçirken
Kokuları kalmasın korkularıda
Soğuk ve gri bir sabırdı hepsi

Dec 17

Ütopya

Posted by admin

Ütopya

bir çocuk sularda kaybolan
bulutu çekiyor düşlerin ağıyla
eprimiş bir geleceği,gri anları
karşılıksız soruları çekiyor üstüste

sorular mı,hedefini bulamayan
bir bumerangtı çocuğun elinde

söz ve ihanet buluşunca
cinnet geçiriyor şiir ve çocuk
tökezliyor bütün dinazorlarını
okyanuslara gömüyorken

celladım diyor sevgili celladım
bekle beni biraz cesaret
bak nasıl koşuyorum peşinden
uçurumları atlayarak

tarih mi, yollara düşmenin
kedere benzeyen yeridir tarih

anıları bileyen her yolculuk
sezgi cehennemi oluyor çocukta
kaybolan ve durmadan kaybolan
neydi,neydi bilmiyor hiç kimse

ki insanlar rüya görmüyor
ve sıfır nedir biliyorlar
düş kuranlarsa çoktandır
meczup sayılıyor artık

çölde keşfedildi ve yeniden
bir kez daha kaybedildi ütopya

Dec 17

Sormuyorum Artık

Posted by admin

Sormuyorum Artık

Sesim soğuk bir sis
Gittikçe grileşen dalgınlıklar oluyor
Sormuyorum bir yolculuğa kimle çıkılır
Ve kim yırtıp atabilir elindeki son dönüş biletinide
Tüm yalnızlıkları mümkün kılan birileri olmalı
Yada kalbini kederle onaran bir göçebe
Özlemek o zaman bir çığlık olabilir belki, bir çığlık
Sormuyorum artık biliciyede bilginede
Aşkın darası nedir
Ve mutsuzluk mümkünmüdür ki o,
Bir kırlangıç ikindisiydi belkide,gümüşte ve hüzne gizlenen

Ödünç sevişlerden bize kalan sonsuz grilikler oluyor yalnız
Ve bir çocuğun hüznüne kazınıyor ,gülüşlerimizin paramparçalığı
Sesimin sislenmesi bundandır

Karşılığı yok hiçbir acının
Herşey gölgesi kadar ağır
Sormuyorum artık sormuyorum
Hergün yeniden kodlanan umutlarla kirletiliyor dünya

Dec 17

Ömrüm Diyorum

Posted by admin

Ömrüm Diyorum

Üzgün bir çocuğun yalnızlığı
Kadar saydam kalabilseydim
Ömrüm derdim ömrüm nasıl da
Dolu geçmiştir ölebilirim artık

Ölüm hiç de ürkünç gelmiyor
Yaşanmışsa tüm yaşanacaklar
Acı yitiriyor anlamını ve renkler
Kül oluyor körleşirken gökboşluğu

Bu dünya dünya mıdır hani
Bildiğimiz o yamyam küresi
Ki apis öküzlerinin çekip durduğu
Bir cansıkıntısıydı önceleri

Hantal ve gürültücü bir tehdit
Gibi düşüyorken üstümüze
Alaycı bir gülüş takılıyor yalnız
Dudaklarımın hüzün kıvamına

Ömrüm diyorum şimdi ömrüm
Üzgün bir çocuksun sen ve yalnız
Öyle kal çünkü bu dünyada
Sana en çok mutsuzluk yakışıyor

Dec 17

Resim Ve Resmi Tarih

Posted by admin

Resim Ve Resmi Tarih

Birisi kitap okuyor otobüste
İlk durakta vuracaklar onu
Dizlerinin üstüne çöken
Bir zürafa gibi
kalakalacak o
Ve bu kent
çapraz ateşler altında
yazarken kendi tarihini
zürafaların nesli nasıl tükendi
Diye bir sayfa açacak

Birisi kitap okuyor otobüste
ilk durakta vuracaklar onu

Dec 17

Karda İzler

Posted by admin

Karda İzler

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni ki dünya
Uğuldayıp duran bir uçurum değil miydi zaten

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Adımı yazıyorum kar üstüne ve ıslığını çığlık
Gibi incelterek yetişiyor ardımdaki tipi bana
Siliyor adımı bir dal kırarak çam ormanından

Geçmişim kar sessizliğiyle özetleniyor artık
Anılarım buz tutmuştur aşklarım kar yangını
Ömrüm parmak uçlarımda eriyen bir kar tanesi

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün

Kar yağıyorken milyon bekerel hüzün yağıyordur
Derim ki kar ve hüzün bir aşkın seyir defteridir
Yolculuklar ve ayrılıklarla anlatılabilir ancak

Karda izler bırakıyorum avcılar peşime düşsün
Bir uçurum kıyısında vursunlar beni,vursunlar
Bir kahkahayla çekip giderim karlı ovalardan

Şairler vurulmalıdır,hayat yakışmıyor onlara

Dec 17

Kuş Ölümleri

Posted by admin

Kuş Ölümleri

Gittikçe yalnızlaşıyorum bir sen varsın
karşılığı olmayan sorular düşüyor aklıma
ve kuşların intihar tasarısından söz ediliyor kentte
soğuyan ellerinde kalıyorum bir kırlangıç gibi
Ellerin bir mecnun yurdu, upuzun bir sessizlik
birlikte okuduğumuz kitaplar kadar sımsıcak

Biz bu kitapları ne zaman okuduk ve niçin
her satırını çizip notlar düştük kıyılarına
Dünya upuzun bir çöl sanki, bir buzul kütlesi
karşılık bulamıyorsun aklıma düşen sorulara
ve düşüp duruyor kırlangıçlar, üşüyorum
bir yolcu hüznüyle geçip gidiyor ömrümüz

Sesine bir esmerlik düşüyor parçalanıyor yüzün
kayıp gidiyor parmaklarımın arasından
bir aşkı anlatmak için seçtiğim sözcükler
hep yanlış numaralar düşüyor telefonlarda
kaçırıyor korku bakışlarını eski tanıdıklar
Bir sen varsın kurtulursam bu aşkla kurtulurum

Gülüşü süt mavisi insanlar vardı/ nerede şimdi
çoğunun adını unuttum çoğunun kimliğinde kazınmış adresler
Nevin canına kıydı geçen gün, şiir gibi bir kızdı bilirsin
Öner enfaktüs geçirmiş içerde, kesik kesik öksürürdü eskiden
Ayşe ise acemi bir sokak yosması artık
Üşüyorum, ama sen anılarla sarma beni ve anlat yanlızlığımızı

Dec 17

Kayıp Adresteki

Posted by admin

Kayıp Adresteki

” sen dostumdun benim, gülünce güneşler açardı
su gibi azizdin, yurdumdun, alnında ateşler yanan
işıklı bir ırmak gibi aktığımız o uzun yürüyüş
dana dünkü sanki, her patlayan sağanak bunu anlatır
fabrika düdükleri bunu anlatır bana her vardiyada

hazırladığımız ilk taş baskısı afişi anımsar mısın
bükülüp giden kent sokaklarını, fabrika önlerini
sonra kitapları (kokuları hala burnumda onların)
hangi mayısta taşıdık kentlere küllerin rengini
gerçi gülistan olmadı ömrümüz, gam değil

belki tanırdın ilk vurulanı, o gün hiç ağlamadık
hayır ağlamadık, çıldırdık o gün çıldırasıya
adını çocuklarımıza verdik onun, çoğaldı
mezarlar çoğaldı o günden sonra, yetişmedi bize
öldürülecek kadar büyümüştük, öyle demişlerdi

ve hayat öylece akıp durdu işte, akıp duruyor
kimilerinin bakışlarına yine karlar yağmış
saçları dumanlı bir geçit sanki, dudakları lâl
kitap yakanlar eksilmiyor, şu uçuşup duran
kırlangıç ölülerini görüyor musun kentin üstünde

sen dostumdun benim, gülünce güneşler açan
bulutlara, rüzgara asarım suretini her akşam
her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
kayıp bir adresten geliyor sesin şimdi, üşüyorsun
unutma dostumsen sen, neredeysen orada ölmek isterim “


Unutma dostumsen sen, neredeysen orada ölmek isterim
kasabalı bir hüzün çökerdi söylediğin türkülere
meşeler göğerir kalbin rehin kalırdı o huysuzda
ve akşam soframıza ağarken bir yayla bulutu
kuşları ürkütülmüş bir dal gibiydin, öylesine mahzun
efkar da yakışırdı sana , ilk kadeh kekik kokardı

kısa pantolonlu resimlerimiz sararmadı daha
ilk sigarasını paylaşan iki okul kaçağı, iki haylaz
hiç kimseler anlamıyor muydu o günlerde
ilk sevgilileriyle deniz aşırı yolculuk düşleri kuran bizi
ve ne çok yalnızdık sinemalar olmasa

unutalım mı şimdi kente indiğimiz o ilk günü
sabahlara kadar okuduğumuz o kitapları
kar aydınlığında yürüdüğümüz yolları unutalım mı
artık çok geç, işçiler seni soruyor ve ötekileri
her karşılaşmamızda sizi konuşuyoruz uzun uzun

anımsar mısın odamızın talan edilişini
her katta yaralı bir kardeşin çığlığını sonra
kantinde kitaplar yırtılıyordu, delik deşikti duvarlar
mosmor bir çığlıktı gözleri malatyalı kızın
sana hep o huysuzu anımsatırdı, bilirdim

kimilerine göre ancak ölümü güzelleştirirdik biz
birer çılgın mıydık gerçekten, serseri bir rüzgar mıydık
göğermiş meşeler kadar yakın mıydık bulutlara
ve tarih upuzun bir hikaye miydi -öyle diyorlardı-
bir işçi kıza söyledim bunları, yalandır, dedi

anlamını yitiren birşeyler mi var şimdilerde
yazdığım şiirlere yabancıyım, sokaklara yabancıyım
taşı delemiyor bir çığlık ve apansız bir
su oluyorum ipince, kendime sızıyorum
dünya yetmiyor bazen, bırakıp gidebilir miyim

ve hayat böylece akıp durdu işte, akıp duruyor
kentler karıncalanmış birer namlu gibi
upuzun yatıyorlar dizlerimde ama sımsıcak
meşeler göğermiş diyorsun varsın göğersin
her yaprak bir öpücüktür sana o huysuzdan

sen dostumdun benim gülünce güneşler açan
bulutlara rüzgara asarım suretini her akşam
her akşam bir mektup yazarım dağlar kadar
meşeler göğermiş diyorsun varsın göğersin
unutmadım bırakıp giderken söylediğin sözleri.

Dec 17

Kalbim Katlanma Bu Dünyaya

Posted by admin

Kalbim Katlanma Bu Dünyaya

Anılar biriktikçe sisleniyor aşklarda
Yitiriliyor serüven duygusu ki o zaman
Şeytanımı koluma takıp gitmeliyim
Yeni bir cehennem kurmalıyım kendime
Hep kendini yineliyorken sesler kokular
Gittikçe birbirine benziyorken dünle bugün
Ölümsüz olmak kadar ürkünç birşey
Bu dünyaya alışmak duygusu

Sonsuza kadar sonsuzluğa asılı kalmak
Tanrılara ödül insanoğluna cezaysa
Kalbim bağışlanmayacak birşey yap
Katlanma kendine ve bu dünyaya

Kalbim ödünç say sana ayrılan ne varsa
Geri vermiştin dinini
Dilini de unut artık
Aztektin yahut Kürt, hüznünse Kızılderili
Geri ver ne kalmışsa sende, umutların dahil
Hiçlik, o sezdiren keder
Buydu senin payın
Duyumsa sülfürün yarışını
Seni vur ,seni bekleme, seni tarihsiz kıl
Bir kartala parçalat seni kayalara zincirleyerek
Kurbanla kurban eden bilinmiyor tarihe bakarsan
Bir efsaneydi yaşamak, sende bilmiyorsun bunu
Medyomdu kimya bir senfoninin diliydi belki
Yeni cehennemler kurmuştuk bilinebilir şeylerden
Sözünü tut artık, seni tarihsiz kıl
Ve katlanma bu dünyaya ey kalbim